Zühtü Kapıcı
DERİN NEFES ALIN
15 Kasım 2018 Perşembe 18:30:22
Bu Yazı 509 defa okundu.

Bol bol derin nefes alın, alın ki sakinleşin, dinlenin,  uzmanlara göre böyle yapınca hem dinlendiriyor hem de stresi azaltıyormuş. Böylece biraz olsun rahatlamış olursunuz. Buna çok ihtiyacınız olacak.  Yaşam temposu yüksek, her an hatta her saniye değişik olay ve gelişmelerle karşılaşıyoruz, ayrıca bu olasılık her zaman var olacak gibi duruyor.

Ülke ve dünyadaki gelişmelere baktığımızda başta söylediğim gibi anlık birbirini etkileyen, özellikle olumsuz durum ve olaylarla karşılaşmaktayız.   Bu olumsuzluklar ister istemez  ekonomiyi , iş dünyasını, plan-projeleri , hedefleri ve beklentileri  vs. nihayetinde bizleri  etkilemektedir. Ekonomi açısından bakıldığında,  Güçlü olan veya değişik alternatifleri  olan kişi ve firmalar ayakta durabiliyorken;  aynı imkanlara sahip olamayanlar maalesef ağır bir imtihanla karşı karşıya kalabilmektedir.  Bu durumu fazla düşünmeyelim deyip motivasyonumuzu  yüksek tutmaya çalışıp var gücümüzle meşgul olduğumuz işle uğraşmaya devam etmeye çalışıyoruz. Bunlar gelip geçici şeyler hepsi düzelir diyoruz . Buraya kadar normal tasvip edilebilir, ama neresinden ele alırsanız alın bu durumun gerçekleri ile yüzleşmekten, sonuçlarını hep birlikte hissetmekten kendimizi alamıyoruz. diğer taraftan şimdi vereceğimiz örneklerdeki gibi olanlara da bakarsak:   ‘’Aman  Boş ver!  kim ne hali varsa görsün.  Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın ’’ diyoruz . Bunlar genelde tuzu kuru olanlar veya ucu kendisine dokunmayanlardır.  Özellikle bunun altını çizmek isterim günümüzün en masummuş gibi görünen ve sürekli  artan bencillik hastalığı ‘’banane!’’… Derinlemesine gittiğimizde biraz daha farklı düşünce ve davranışlardan olan, düşünmeden sorgulamadan bilmeden birinin konuşmasıyla irdelemeden  yargıya varıyoruz. Bazı gerçekleri  ve doğruları bildiğimiz halde, duruma göre halk dilinde revaçta olan  meşhur ‘’nabza göre şerbet vereceksin, adamına göre ortamına göre vs..’’ gibi düşüncelerle aklımızla gönlümüzdekileri eyleme bir türlü geçiremiyoruz.  Bugün başka yarın başka fikir ve davranışlara bürünüp   bunun adına uyanıklık diyoruz.    Kardeşimiz, arkadaşımız  veya herhangi biri için yapılan haksızlıkları ucu bize dokunmadıkça görmezlikten geliyoruz.  Üstelik en çok övündüğümüz   mensubu olduğumuz dinimiz İslamın ve  ümmeti olduğumuz peygamber efendimizin buyurmuş olduğu ‘’haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’’  buyruğunu buz gibi bildiğimiz halde…  Hakkını bilmezlerin, bilse de arayamayacak şekilde kendini tutsak hissedenlerin, korkakların, dalkavukların çoğunlukta olduğu kitleler yüzünden kalitesiz bir toplum formatıyla karşı karşıya kalabilme riskini özellikle  tüm Müslüman toplumlarında   görebilmekteyiz.  Neden?

           çevremizde, ülkemizde ve dünyada  tüm bu tutarsızlıkların dengesizliklerin haksızlıkların temelinde gözü ve gönlü doymazların parmak izlerini görebiliriz. Bir türlü doymak bilmezler, daha fazla  isterler ve hep kendine yontarlar.   Birilerinin sırtından, emeğinden, umutlarından, duygularından veya zaaf bulunan herhangi bir durumundan bir şekilde faydalanıp kendilerine fayda sağlarlar.  Savaşlar bile bu güçlerin menfaat çatışmalarından dolayı olmakta, binlerce belki de milyonlarca masumun günahına girilmiş olmasını hiç mi hiç umursamazlar.  Daha bir çok sayamayacağımız örnekler sonucunda var olma mücadelesi veren, ayakta durmaya çalışan, kıt kanaat yaşam savaşı veren bazı kişi ve  aileler bu durumdan kötü etkilenir ve bu tempoya ayak  uyduramazlar. Aslında gelmek istediğim konu da tam olarak buydu.  Toplumların temel yapı taşı olan en önemli kurumlardan aileler, çalışanlarının ülke gelir dağılımından yeterince faydalanamadığında veya hakkını alamadığında kendi içinde sorunlar, çatışmalar, zorluklar yaşar ve ister istemez toplumsal çözülmeler  baş göstermeye başlar. Bazı ailelerde  sosyal yaşamı bırakın, temel fiziksel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelenler görülmeye başlar.    Bu durum çalışmamasından kaynaklanan durum değil aslında.  Çalışıyor hem de deli gibi…ama aldığı eğitim veya kazandığı donanımlar yönünde ve karşılığında değil, azimli hedefleri var ama  yeteneklerini ortaya koymada imkanlar müsait değil,  belki  böyle olanlar şanslı bile, çalıyorum diyebilecek işleri var. Ne var ki ne kendine ne çevresine ne de ülkesine beklediği hedeflediği katkıyı sağlayamadan türlü zorluklarla boğuşmak zorunda kalır.  Nice değerler ve cevherler kaybolup gider. Hiç iş bulamayanlarınsa Allah yardımcısı olsun,  diyoruz ve vicdanen kurtuluyoruz. Böyle sorunların olduğu bir  yerde  buna neden olan en önemli sebeplerden sanırım liyakat kavramına yeterince önem verilmemesidir.  

            Yatarken mutsuz, kalkarken umutsuz  bir yaşamın içine hapsolmuş ailenin, çocuklarının eğitim masraflarını geçtim, sağlıklı yaşayabilmesi için gerekli besinleri almakta bile zorlanıyorsa,  var mıdır böylesi? Diye soran olursa: hem de alası vardır. Borç içinde kıvranan vardır, icraya düşmüş olanlar vardır, ipotek altında olan vardır vs..diyebiliriz.  Buna karşılık  borca girmeseymiş diyecek olanlar da vardır. Tabi niye borca girmiş ki ona bir sormak lazım, kirası üç dört ay birikmiş 4 tane çocuk hepsi okuyor, en az biri üniversite öğrencisi olsa artık siz düşünün, hadi bir iki çocuk olsun ne fark eder,  asgari ücretle bu aile var olmaya çalışacak ve teklemeden borçsuz harçsız gül gibi hayat yaşayacak öyle mi? Kaldı ki  işini çevirmeye çalışan herkes, büyük ölçekli işler yapanlar bile borç ve faiz olgusunun içinde. Borçlu, İşini yürütmek, işini büyütmek, veya işini kurtarmak hatta yeni iş kurmak amacı ile bir şekilde borç desteğiyle gidiyor ve planlamadığı , istemediği bir durumla olağan dışı bir şeyle karşılaştığında maalesef iflas veya iflas ertelemesi.  Gerçi büyük firmalar konkordato ilan ederek tüm ödemelerini durdurup soluklanıyor, düşük gelirlinin böyle bi şansı da yok.  Şimdi hepsini bir arada değerdirirsek,  özellikle tabanda çoğunlukla asgari ücret ile çalışan kitlelerin   nasıl sağlıklı nesil yetiştirmeye katkıda bulunacaklarını merak ediyorum.  Hele de en az  üç çocuklu ailelerde…Atadan dededen babadan yoksa; beleşten sağdan soldan  kolayından yoksa,  Karı koca çalışmazsa geçinmenin  mümkünü yok. Hedeflenen  üç çocuk konusunda  Değişik zamanlarda farklı fabrikalarda vardiyalı çalışan eşler, nüfusun artmasına katkı sağlayacak birbirine ayıracak zamanları bile yok.   Allah versin diyerek üzerimizdeki yükü atabilecek miyiz; yoksa hiç olmasa birazcık empati yaparak bu problemlerin önünü açmak için hızlı ve kararlı adımlar atabilmenin çabasını verebilecek miyiz?.  Öyle  Aileler var ki gelecek endişesinden ziyade geçim endişesine düşmüş, çabalıyor, günü kurtarmaya çalışıyor. Aslında  çalışanın hakkı iş kanunlarında veya ilgili mevzuatlarda var ama bu hakkı almak da   yine çalışana düşüyor özellikle kıdem tazminatları gibi konularda  ilk olarak mahkemeyle yola çıkmak gerekiyor sonrası uzlaşmacı, aracı vs. gibi yöntemlerle en az birkaç yıllık bir kayıpla sonuca ulaşılabiliyor. Bu arada tüm çalışanların ilgili bazı sendikacıları,  neyin davasını hangi ölçüde nasıl temsil ediyorlar sorgulamak lazım. Makam, koltuk, seçim, gezi, yemek gibi organizasyonlarda  boy boy resimlerini görmekten başka daha farklı  şeylerine  şahit olamıyoruz.

           Çok merak ettiğim bir konu da, Son din islama mensup, son peygamber  Hz. Muhammed (S.A.V)’in   ümmeti olma şerefine erişmiş, Müslüman devletlerinde ve toplumlarında,    adaletli, hakkı savunan, emeğin karşılığını veren, yaşanabilir bir refah düzeyinde   değil de;  yönetenlerin ve yönetilenlerin arasındaki gelir farkının sürekli açılması, sürekli curcuna, sürekli karışıklık sürekli bir biriyle savaş  durumlarını görüyoruz. Araplarda olduğu gibi. Acaba eksik olan nedir? ibadetlerimiz mi dualarımız mı?  Denilebilir ki ; ‘’düşmanlar bu karışıklıkları çıkartıyor.’’  Elbette böyledir.  ‘’Ama çok ibadet  ve dualar ediyoruz, haşa  Allah neden Müslümanların başına bu durumları musallat ediyor, ‘’    Allah bizlere akıl ve irade vermiş, bu nimetleri kullanarak kendi inisiyatiflerimizle kararlar alıp  ben merkezli değil de biz merkezli menfaatler kollanıp   Neden uyanık olunamıyor? neden fırsat veriliyor? neden ilk emri oku olan güzel bir mesaj veren dinin mensupları olarak okuyup araştırıp güçlenemiyoruz, neden ilk  biz üreten olamıyoruz neden kardeş olamıyoruz  diye de sormak gerekir. Yanılmıyorsam Kuran_ı Kerim’de şöyle buyrulmuyor mu? ‘’Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.’’  Toplumca gayret, çabalama, eğitim, öğrenme, araştırmadan ziyade; kolayına kaçmak, hak etmeden kazanmak, hazıra konmak,  güç değiştikçe arkasından var gücüyle koşma reflekslerimiz git gide geliştiği için bahsedilen şeyler,   Müslüman toplumlarında sıkıntı vermeye devam edecek gibi duruyor. Ayrıca neden sorusuna,  kısaca cevaben diyebiliriz ki başta söylediğimiz gözü ve gönlü doymak bilmeyen belli grupların, kaynakların çoğunu belki de bu yönde tavizler vererek sadece kendilerine yönelik  akıtmalarıdır. 

         Üretmeliyiz, çalışmalıyız, araştıran, öğrenen  bilinçli vatandaş olmalıyız, üretim faktörlerinin en önemlisi  emek maddesini karşılayan çalışanların, özellikle de asgari ücrete tabi olanların bıçak sırtında gidenlerin,  durumlarını inceleyerek makul seviyelerde ortak çözümler üretmeli , üretenlerin girdileri ve maliyetleri ile ilgili sorunların çözümleri araştırılmalı,  toplumun geneline sağlanacak menfaatleri ön plana çıkartacak planların  her ülkenin kalkınması için yapılacak büyük  bir adım olacağı kuşkusuzdur.   Hep birlikte güzel ve yaşanabilir günlere…  güçlü yarınlara…  Şimdi derin nefes alın ve biraz soluklanın.

Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Malkaram Şehir Portalı