Emin Borazan
TÜRKİYE'DE YANLIŞ TARIM POLİTİKALARI "Sivil Toplum Örgütleri ve çiftçiler bu yanlışın neresinde?"
14 Temmuz 2015 Salı 12:26:52
Bu Yazı 722 defa okundu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye, tarımsal hasıla bakımından Avrupa’nın lideri, dünyanın ise 7.ülkesi konumunda. Ancak tarımda yaşanan sorunlar ve özellikle son dönemde gıda fiyatlarındaki artışlar bu veriyi tartışılır duruma getiriyor.Yıllardır çözülemeyen yapısal sorunlar başta olmak üzere, yüksek girdi maliyetleri gibi kronikleşen sorunlar yüksek gıda fiyatları ile su yüzüne çıkıyor. Her ayın başında açıklanan enflasyon verileri gıda enflasyonunu dolayısıyla tarımı gündeme getiriyor. Tarım ürünleri enflasyonun en önemli nedeni olarak gösteriliyor.

2014 yılı tarımsal hasılası 60 milyar dolar. İhracatı 18 milyar 759 milyon dolar. İthalatı ise 18 milyar 58 milyon dolar.

Gayri Safi Milli Hasıla’da tarımın payı yüzde 9 seviyesinde. İstihdamdaki payı da yüzde 23 civarında. Büyükşehir Yasası ile bir gecede 16 bini aşkın köyün belediye sınırlarına dahil edilerek mahalleye dönüşmesiyle kırsal nüfus yüzde 10’a düşürüldü. Bu çerçeveden bakılınca Türkiye’nin tarımda öne çıkan sorunları şöyle özetlenebilir: 

 

Çiftçi Aileler neden yok oluyor?

Uygulanan politikalarla tarımda küçük çiftçilik, aile işletmeleri tasfiye ediliyor. Aile çiftçiliği yerini daha büyük işletmelere, şirket tarımına bırakıyor. Oysa dünyada aile çiftçiliği destekleniyor. Birleşmiş Milletler 2014 yılını Aile Çiftçiliği Yılı ilan etti. Avrupa Birliği, aile çiftçiliğini daha çok destekleme kararı aldı ve bunu uyguluyor. 

Genel olarak Ülkemizde ve özel olarak Malkara'da çiftçilikle uğraşan ailelere baktığımızda. şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza.

Köylerde tarımla uğraşan nüfusun giderek yaşlanması ve gençlerin büyük şehirlere göç etmesi. Bence tarımdaki küçülmenin en trajik sonucu bu. Eğer gençleri toprağında tutabilecek politikalar üretemezsek, ve gençlerimiz de toprağını bırakıp, köyünü, yurdunu terk etmeyi sürdürürse, çok yakın bir gelecekte tüm köylerimiz birer hayalet köy olacaktır. Köyler bir bir boşalırken, onun yerini büyük tarım şirketleri, holdingler alacaktır. Yani aile çiftçiliği ölecek.

Tarımda geçimini sağlayamayan genç nüfus büyük kentlerde sanayide, hizmet sektöründe çalışmaya gidince kırsalda,köylerde yaşlı ve verimsiz nüfus kalıyor. Bu sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en önemli sorunlarından birisi. Bu nedenle gençlerin tarıma yönlendirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Avrupa Birliği tarım desteklerinde aile çiftçiliğinin yanı sıra gençleri de destekliyor. Türkiye’nin de bu konuda somut adımlar atması ve okuyan,bilinçli genç nüfusu tarıma kazandırmalı. Verimliliğin yeterince sağlanamaması sadece nüfusun yaşlanması ile açıklanamaz. Tarımda yeni teknolojilerin, bilginin geçmişten gelen kültür ve birikimle birlikte kullanılarak verimlilikte artış sağlanabilir.

Devlet tarafından verilen destek vergi adı altında geri alınıyor

Tarımsal üretimi desteklediğini her fırsatta ön plana çıkaran hükümet, çiftçiyi üretime teşvik ettiğini savunuyor. Ancak konuyu derinlemesine incelediğinizde, çiftçiye devlet tarafından verilen desteğin misliyle vergi olarak yine devlet tarafından geri alındığını görürsünüz. Bu ne demek. Bir elinle verip öbür elinle geri almak demek. Oysa, tarım destekleri üretimi planlamanın, tüketiciye sağlıklı ve güvenilir gıdanın uygun koşullarda temini, ihracatta rekabet gücünü artırıcı önemli araçlardan birisidir. Bu aracın çok daha etkin kullanılması gerekir.

Tarımda üretim her geçen yıl düşüyor. Ama bunun tersine nüfus artıyor. Dolayısıyla tüketim artıyor. Mevcut üretim ihtiyacı karşılayamıyor. Bu durumda üretimin arttırılması yerine hemen ithalata yöneliyoruz. Neden? çünkü yurt dışından daha ucuza getiriyoruz. Ama neden dışarıda daha ucuz olduğunu sorgulamıyoruz. İthalata dayalı terbiye edici politikalar yerli üretimi tehdit ediyor.

Sivil Toplum Örgütleri siyasetin bir arenası konumuna gelmiş

Tarımdaki en büyük sıkıntılardan biri de örgütlenme sorunu. Aslına bakarsınız tarımla ilgili çok sayıda örgüt var. Ziraat Odaları, Kooperatifler, üretici birlikleri, ürün konseyleri ve daha niceleri çiftçiyi örgütlemek ve tarımsal üretimi desteklemek için kurulmuş. Ancak maalesef bu örgütler amacını yerine getiremiyor. Üreticiyi kucaklayan, sorunlarına sahip çıkan bir örgüt ben bu güne kadar görmedim. Tarım ve hayvancılıkla ilgili sivil toplum örgütleri maalesef siyasetin bir arenası konumuna getirilmiş.

Peki çiftçinin hiç suçu yok mu?

Bütün bunların sorumlusu olarak buraya kadar, hükümetin yanlış politikalarını, sivil toplum örgütlerinin amacı dışında kullanıldığını dile getirdik. Ama iğneyi de kendimize batırmazsak adaletin topuzu şaşmış olur.

Devletin anlaşılmaz yanlış politikalarla tarımın önünü tıkadığı aşikar. Sivil Toplum Örgütleri de bu şekilde çiftçiyi yalnız başına bırakıyor. Peki çiftçi ne yapıyor?

Çiftçinin en büyük yanlışlarını da şöyle sıralayabiliriz.

1- Kendini geliştirmiyor. Yani değişmiyor.

2- Bütçe planlaması yapmıyor. Geliri ile gideri arasında bir denge yok.

3- Şehir ya da kasaba hayatındaki yaşantıyı köyüne taşıyor. ekmeği mahalle fırınından alıyor, soğanını, biberini, marulunu gelip pazardan alıyor. (Bu tüketim demek) Halbuki bunların hepsini kendi üretebilir. Hem de daha sağlıklı.

4- Bankalardan iyice hesaplamadan kredi çekip, yanlış yatırımlar yapıyor. Böylece geleceğini ipotek altına alıyor. Harmana güveniyor. Ama istediği verimi ya da fiyatı alamayınca hesap bozuluyor. Bu defa borcu kapatmak için tekrar borçlanıyor. Böylece bir kısır döngünün içinde sıkışıp kalıyor.

5- Plansız ve hesapsız makina ve ekipman yatırımlarıyla kendini zora sokuyor. Elindeki traktörle pekala işini yapabiliyor. öyle çok tarlası da yok aslında. Ama ne yapıyor? Gidip krediyle son model traktör alıyor. Bunu yapmasının belli sebepleri var aslında. En önemlisi de mahalle baskısı. Diğeri alınca senin de alman farz oluyor. Ondan aşağı mı kalacaksın. Bir yenileme yarışıdır gidiyor. Bu tüketim demek. Bu israf demek. Bundan sadece traktör üreten yabancı sermaye kazançlı çıkıyor.

6- Rahatımızı düşünüyoruz. Klimalı traktörlerde, son model ekipmanlarla oturduğumuz yerden çiftçilik yapmak derdindeyiz. Tarlada geçen zamanı yıla yaydığımızda acaba 20 günü geçiyor mudur? Ya da bir ay oluyor mudur? Ondan sonra çiftçilik yapıyoruz dememeliyiz. Rahatımızı terk etmediğimiz sürece Allah bize verdiği nimeti arttırmaz. Daha çok çalışmalıyız. Daha çok üretmeliyiz. Hem kendimiz için, hem de ülkemiz için bunu yapmalıyız.

Haftaya farklı bir konuyla görüşmek üzere...

Saygılarımla

Emin Borazan

eborazan@malkaram.com

Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Malkaram Şehir Portalı